Kipi tarafından 26 Ağustos 2008 tarihinde yazıldı.

Sonra kızımın çocukluk, esasında bebeklik kitaplarını, odasındaki raftan alıp içerlerdeki (gözden ve gönülden az biraz ırak) rafa yerleştirirken-
Hatırlamadan edemiyorsun, tabii ki.
Bazı kitapları 50 kez mi okumuşumdur; 150 kez mi kızıma?
O kitaplar çok önemli.
Ve de büyük bir eksik/gedik/güdüklük var O Alan’da. Okuma Öncesi Kitaplar alanında yani.
Kocaman kocaman resimleri olmalı. Zira kucağında, yanıbaşında filan oluyor bebeğin. Parmağınla göstererek resimlerini; okuyorsun, anlatıyorsun daha doğrusu.
Ben böyle yaptım: Okumadım, anlattım.
Daha karşılıklı/katılımcı bir ilişki kuruluyor böylece- bu biiir.
‘Ayakkabısı ne renk?’ ‘Kaç tane kuzu var?’ ‘O hayvana ne denir?’ ‘Kaçsın, gitsin mi?’ gibi sorularla bir nevi dil öğretmece.
Hayat göstermece.

Hem sıkılmıyor, uyuklamıyor böylece. O da işin içinde oluyor. Hem de Okuma Öncesi devvv resimli kitapların Türkçesi bir felaket oluyor. kötü olmazsa sası oluyor, sıkıcı oluyor, renksiz oluyor.
Sen anlatırken kitabı, resimleri, vakaları istediğin gibi renklendiriyorsun yeniden yeniden.

Çocuğun okumaya başlayınca bir sürü çeşit var artık hakikaten. Günışığı Kitaplığı’ndan başlayarak envai çeşit yayınevinin sunduğu yüzbin çeşit çocuk kitabı.
Ama daha okumayı öğrenmeden, en masallara ihtiyaç duydukları zamanlarda: çok zayıf kitaplar söz konusu.
Geçen haftalarda Yamaç’a İsveçli bir kadın yazarın kitabını okudum: o kadar sıkıcı bir öyküydü ki! İnsan ayakparmağıyla/on dakikada topaçlar öyle bir ‘eseri’. Ayıp denen 1 şey var!
Altı yaş öncesi çocuklar zekâ özürlü değiller ki. YA da sonsuz 1 Sıkıntı Eşikleri yok. Sürekli sıkıcı/bayat/limited hikâyeler dayaman için onlara.
Tam tersi!
En renkli öykülere, defalarca defalarca en çok muhtaç oldukları zamanlarda, birtakım sıkıntı balonlaması kitaplar! Resimleri resim olsa bari.
Bu dönemden Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış Selçuk Demirel kitapları, özellikle Mumuk serisi hakiki bir cankurtarandı. Ama YOK oldu galiba Yapı Kredi’nin o serileri. Behiç Ak’ın da şahane kitapları vardı, yabancı yazarların da. Kareye yakın, sert kapaklı kitaplardı.
Sonra Susan Berger diye Amerikalı bir kadının, bulursanız MUTLAKA almanızı önereceğim kitapları! Çocuk kitaplarının Björk’ü diyebilirim. Öylesine sihirli/müstesna bir dünyası var-dı.
Resimlerini ve boyutunu beğeniyorsanız (ben öyle yaptım) İngilizce alın! Çince alın! Sonra siz uydurun resimlere bakarak ve resimleri sorularınızla/karşılıklı konuşmalarınızla baharatlandırarak hikâyelerini.

Bebeğiniz de uydursun. O da katılsın hikâyeleme işine. Resimler, vesile olsun.
Tabii ben kızıma Okuma Öncesi kitap almayalı epey zaman oldu.
Ama Yıldırım Türker’in Türkçesiyle Popcore Yayınları’nda çıkan ŞA-HA-NE kitaplar var. Mesela. ‘Kasabanın En Şık Devi’, ‘Tostoraman’, ‘Süpürgede Yer Var mı?’
“Azıcık yazısı var; Türkçesinin NE önemi var?” demeyin.
Türkçesinin, dil zenginliğinin, renkliliğinin ennn çok Okuma Öncesi’nde önemi var.
Asıl bebekler için Can Yücel, bebekler için Tomris Uyar, bebekler için Firuzan, bebekler için Metin Altıok Türkçesinin önemi var. Keşke onların Türkçesiyle kocaman resimli Okul Öncesi kitaplar olsa. Olabilse. Yıldırım’ın çevirisiyle olduğu üzre.
Sonra minnetle, sevgiyle andığım bir isim: Feridun Oral. Hilafsız Türkiye’nin en üstün çocuk kitapları resimleyicisi. Onun resimleri için oturup insan zevkle kitap yazar. Kendi yazdığı müthiş sihirli kitaplar da var.
Ama o kocaman kitaplar serisinden Pinokyo’nun diyelim, haşatı çıkmış.
“Çok kızdım. Dövücem şimdi bu Pinokyo’yu” deyişimi hatırlıyorum kızıma.
Kızımın ellerini uzatıp Pinokyo’yu korumaya almasını hatırlıyorum.
Öyküleri uydururken, eğip bükerken ben, mütemadiyen değişen yüz ifadelerini.
Bütünüyle, tamamiyle kitabın ruhuna (ancak bir bebeğin yüzde yüzlülüğüyle) nüfuz edişini.
Bir de bu avantajı var okumak yerine öyküyü uyduruyor olmanın. Çocuğunuzun yüzünü izleyebiliyorsunuz sürekli.
Üzüldüğü yerleri kısaltıp sevindiği yerlerde, sevindirik oluyorsunuz.
‘The Jewel Heart’ta kemancı oğlan parçalara ayrıldığında, ellerini kitabın içine doğru uzatırdı kızım. Onun parçalarını bir araya koymak isterdi. İçin dışın.
Şimdi Yeni Oda+Yeni Okul+Yeni Dönem’ine geçerken, tüm o ortadan yok ettiğimiz tüylü oyuncaklar, bebekler, duvarlardaki süsler eşliğinde, kızımı bir kez daha bebekliğinden/çocukluğundan sözümona, uğurladım.
Sözüm ona. Zira bir devamlılık var çocuğunuzla. Çocuğunuzun bir parçası içinizin en içinde, hiç büyümüyor. O sonsuz bebek yüzünden de, evet şımartıyor, hayır diyemiyor vs. vs. olabilirsiniz.
Ama o Sonsuz Bebek: müthiş.
Çocuk ‘sahipliğinin’ en güzel kısmı: Sonsuz Bebeğin ona dairliği. Size dairliği. Birlikte ilk günlerinize dairliği. Birlikteliğinize, bir olduğunuz günlere dairliği. Kollarınızda yaşadığı günlere- Dairliği. Ve hatta uzun uzun içinizdeki esrarengiz güzel günlere. Dairliği. Daireliği.

(Perihan Mağden, 21.08.2008, Radikal)

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın