Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com’u açıldığı günden beri takip edenler, aylık çok satan 10 kitap listelerimizi inceleyenler fark etmişlerdir ki hem Kipitap.com’un ilk 10’unda hem de tüm Kipitap.com ekibinin kişisel ilk 10’larında bir kitap hep en üst sıralardaydı… VINNN!’ın en büyük özelliği sadece çocuklara değil, anne babalara da çok önemli mesajlar iletmesi, sadece metniyle değil çizimleriyle de en çağdaş şekilde “çocuklar, kitap size ama asıl mesaj ailelerinize” demesiydi.
Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com’un maskotu Kipi’nin Blogu’nu yenileyip Kipi için büyük bir sürpriz hazırlarken, Kipi de boş durmamış, çocuk kitabı yazarlarıyla randevulaşmaya başlamıştı bile. İlk olarak seçtiği yazar da Marsık Yayıncılık’tan çıkan VINNN!’ın yazarı Rana Raschid olmuştu.
Kipitap.com ekibinin Rana ile tanışmak için ekip olarak gittiği randevuda Kipi, ilk röportajı olmasına rağmen hazırladığı güzel sorularla tüm ekibin güvenini bir kez daha kazandı… Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com’un ilk röportajı olabilecek en şekilde, Rana Raschid’i tanıyarak başladı:
Kipi: Oldukça klasik bir şekilde başlayalım dedik, Rana Raschid’i biraz tanıyabilir miyiz?
Rana: 1975 yılında New York’ta doğdum. 13 yaşındayken Türkiye’ye geldim. Liseyi burada okudum ve Boğaziçi Üniversitesi’nde felsefe okudum. Sonra tektat Amerika’ya dönüp yine felsefe üzerine ama yanına tarih de ekleyerek eğitimime devam ettim. Eğitim hayatım bittikten sonra da Amerika’ya gidip gelişlerim hep sürdü…
Kipi: Şimdi de öğretmenlik yapıyorsunuz.
Rana: Evet, İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Geçen sene 4. Sınıflara ders veriyordum, bu yıl da üçüncü sınıfların İngilizce öğretmenliğini yapıyorum.
“Çok çalışıyorun, hiç vaktim yok” cümlesi, şikayet olduğu kadar övünme de barındırıyor içinde
Kipi: Vınnn!’ı yazma fikri nasıl oluştu, nasıl başladın yazmaya?
Rana: Vınnn!’ı yazmaya ilk başladığımda aslında herkes öğretmen olduğum için kitap yazdığımı düşündü. Oysa ben kendi yaş grubuma bakarak, kendi hayatıma bakarak yola çıktım. Baktım ki herkes bir telaş içerisinde. “Hafta sonu ne yaptın?” diye kime sorsan “Ya; hiçbir şeye vaktim yok, hep çalıştım” cevabını duyuyoruz. Bunu aslında bir şikayet olarak anlatıyorlar ama bir yandan da övünme hali var bu durumla. Sonra ben de kendi hayatıma baktığımda evet çok çalışıyorum, hiç vaktim yok dediğimi ve bir kısırdöngüye girdiğimi fark ettim ve bu çok trajik geldi.
Bu yüzden uzun süredir aklımdaydı “Bunu nasıl yapacağım, kimse bu durumla övünmesin, bu şekilde devam etmesin, ben de bu kısırdöngüye girmeyeyim, ne yapabilirim?” düşünceleri. Öncelikle sadece suluboyayla çizmeye başladım, küçük küçük balonlar içine metinler yazdım. Ondan sonra hikaye yavaş yavaş oluşmaya başladı.
Kipi: O zaman önce eskizleri vardı aslında hikayenin. Önce çizimlerle başlayıp sonra mı metine dönüştü Vınnn!?
Rana: Evet, önce suluboya alıp çizdim, çizdim, çizdim. Sıraya koydum. Sonra içinden konuşan şeyler yaptım. Sonradan da onu metin haline dökmeye başladım.
Kipi: Sorulardan biri “kitabın illüstratörü ile nasıl çalıştınız” idi. O zaman aslında bunu cevabı da çıkmış mı oluyor? İllüstratörün önüne hikaye gittiğinde, bir taslak da varmış aslında.
Rana: Taslak vardı ama, sadece benim düşüncelerimi yansıtıyordu. Çizimlerim illüstratör arkadaşımın işine yaramış olabilir belki hafiften kullandı ama genel olarak tüm çizimlerde kendisinin yaratıcılığı var. Sonuçta ortaya çıkan çizimler benimkinden tamamen farklıydı.
Kipi: Senin çizimlerin kitabı yazarken faydalandığın bir yöntem, metod belki de.
Rana: Evet.
Kipi: Peki, devam edecek misin çocuk kitabı yazmaya?
Rana: Evet, devam etmek istiyorum. Hatta şimdiden birkaç bir şey yazdım taslak halinde.
Artık “kaliteli hayat” beraber vakit geçirmek değil, her şeye sahip olmak ve para harcadıkça mutlu olmak.
Kipi: Çocuk kitabı yazarken nelere dikkat ediyorsun? Hangi mesajları vermek senin için önemli?
Rana: Benim için eğlendirmekten ziyade eğlendirerek bir şeyi düşündürmek önemli. Çünkü nasılsa sadece eğlenilebilecek, kafamızı dağıtabilecek 1001 tane şey var. Bu yüzden daha çok düşündürmek istiyorum. Çünkü bir şey üzerine düşünmek tüm insanlarda o kadar eksik ki. Eksik olduğu için zaten bu kadar çok problem var. O yüzden benim için zevkli gelen bir şeyi düşünmek bence çok gerekli. Belki de büyüdükçe bunun ne kadar gerekli olduğunu unutuyoruz. Okula gidiyoruz okul maalesef bir çok zaman bunu kırıyor. O yüzden sorgulamak, düşünmek , “bunun arkasında ne yatıyor” diye sorabilmek bana daha heyecan verici geliyor.
Rana: Ben de size sorayım. Siz neyi beğendiniz kitapta en çok?
Kipi: Tüm Kipitap.com adına konuşmak gerekirse, anne baba tarafında bizler de birebir aynı sıkıntıyı gördük, zamansızlık, koşturmaca… Biz de aynı koşturmaca içindeyiz. Öyle ciddi bir yaraya parmak bastın ki Vınnn! hepimizin en çok hoşuna giden kitaplardan biri oldu, hepimizin favori kitaplar listesinde yerini aldı. İllüstrasyonlar çok başarılıydı. İnsanı içine çeken ayrıntılarla doluydu. İllüstrasyon anlamında bu kalitede kitap bulmak Türkiye’de yakın zamana kadar çok zordu. İşin bu yönü yeni yeni gelişiyor.
Rana: Serap Deliorman için şunu söylemek istiyorum: Benim çizdiğim çizimler elindeydi ama “Aa, bunlara bakayım da çizeyim” diye bir şey olmadı. O çizimler sadece benim hikayeyi oluşturmada kullandığım bir metod, bir araçtı. Serap’la çalışmanın hoş tarafı benim vermek istediğim mesajı çok yaratıcı bir şekilde kendince yorumlayıp, farklı bir şey katması oldu. Yani olduğu gibi, yazdığım şekliyle bir şey koymadı ortaya, ancak gerçekten bambaşka bir sanatçının ortaya koyabileceği bir şey çıkardı ortaya. O açıdan çok çok memnun kaldım çıkan sonuçtan.
Bir de ilk kitabı yazmaya başladığımda herkes çocuklara yönelik bir şeyler yapmaya başladığımı düşündü. Halbuki ben daha çok içimizdeki çocuğa yazdım bu kitabı. Orada sen kendi kendinle konuşuyorsun “O kadar hızlı yapma, bu kültürü dinleme, daha çok alışveriş yap, daha çok çalış” vb. , “hala çocuk ruhunda kal, hala oynamana bak, hala hayatından keyif almaya bak, kendine, sevdiğin önem verdiğin şeylere vakit ayır.” diyerek. Ne yazık ki toplum olarak çok fazla bu kültürün içine girdik. Yetişkinler olarak bunları yapıyoruz, ama niye yapıyoruz? Çünkü istediğimiz “kaliteli bir hayat”
Tüm anne babalar çocukları için iyisini isteyen insanlar. Herkes daha çok çalışıp çocuğuna daha iyi bir gelecek sağlamanın peşinde. Çocuğumu özel okula göndereyim, daha çok oyuncak alayım diye düşünüyorlar. Belki kendi çocukluklarında bu fırsatların kendi ellerinde olmamasının eksikliğini kendi çocuklarında doldurmaya çalışıyorlar. Televizyonlarda sinemada yaşanan hayatlar da bu yaşamı onaylıyor ve sürekli fısıldıyorlar “evet , senin daha çok çalışman lazım”, “her şey daha iyi olacak, çocuğunun geleceği için çalışmalısın”, “bunları yaparsan çok mutlu bir insan olacaksın ve çok kaliteli bir yaşamın olacak”.
“Kaliteli Hayat” ı düşündüğümüzde babaannelerimizin zamanındaki “kaliteli hayat” anlayışıyla şimdiki “kaliteli hayat” anlayışı tamamen farklı. Geçmişteki kalite anlayışı çok daha doğru, çok daha yaşanılası, gerçek mutluluğa ulaşılabilmesi daha kolay. Şimdi aradaki fark ne oldu? Pazarlama dünyası çok ciddi bir biçimde hayatımıza girdi ve bizi tüketim toplumu olmaya yönlendirdi. Artık “kaliteli hayat” beraber vakit geçirmek değil, her şeye sahip olmak ve para harcadıkça mutlu olmak.
Kipi: Vınnn! ile igili şöyle bir şey sezdik, şimdi de sana soralım,toplumun yönlendirdiği bir cinsiyetçilik var kadın-erkek rolleri açısından. Anne bunları yapar, baba bunları yapar gibi. Biraz bu roller seziliyor kitapta. Baba toplantı masasında çalışıyor. Anne doktor ama yemeği de o yapıyor, çocukların dersleriyle de o ilgileniyor, evi çekip çeviriyor… Bu bilinçli olarak kurgulanmış bir şey mi?
Rana: Çok bilinçli ama şöyle; klasik bir şekil var, baba toplantıda anne evde çalışıyor. Türkiye’de ortalamaya bakıldığında belki de gerçek bu. Anne çoğu zaman evde çocuklarına bakıyor. Şimdi bana göre bu bir şirketin CEO’su olmaktan daha üstün bir iş aslında. 24 saat boyunca çalışıyor. Her türlü işi yapıyor, bunun karşılığında ne bir maaş ne emeklilik, bütün bunları geçtim, çoğu zaman bir “eline sağlık” demek bile yok. Ama biliyordum ki bu tartışmayı kitapta yapamazdım. O yüzden şehirde belli bir sosyo-ekonomik düzeydeki annelere odaklanmaya çalıştım. Hem dışarda çalışman lazım çünkü o kadar eğitim gördün, başarılı olman lazım… Hem de çok iyi bir anne olman lazım. Kitabın o bölümünde bunu başaran anneleri özellikle alkışlamak istedim. Baba dışarıda çalışıyor, çok yoruluyor, çocuklarıyla vakit geçirmek istiyor ama kendince toplum tarafından ona biçilen rolü oynuyor. Ama kadın iki rolü dengelemeye çalışıyor. O yüzden o kısırdöngünün içine giriyor ve ahtapot gibi her şeyi yapan bir anne ortaya çıkıyor. Hem doktor, hem yemek yapıyor, hem çocuklarının ödevlerine yardım ediyor hem de dolma sarıyor. Ben kitapta bir şekilde bu anneleri takdir etmek istedim.
Kipi: Ama bu aslında bir yandan da pekiştirmek olmuyor mu bu kalıpları? Toplumsal cinsiyet kalıplarının varlığını eleştirmeden ortaya koymak bu durumu onaylamak ve pekiştirmek demek oluyor. Aslında anne de çalışıyor baba da çalışıyor ama eve gelip ev işlerini yapmak, yemek hazırlamak vs. yine annenin işi. Hikayede bu böyle olmasa da, eve geldiğinde baba yemeği yapsa o sırada anne çocukların dersleriyle ilgilense olmaz mıydı?
Rana: Bazı anneler belki de evde kalıp çocuklarına bakmak ve onların eğitimleriyle ilgilenmek isteyecekler. Anne çalışıyor, baba çalışıyor, ortalıkta kimse yok çocukları bakıcı büyütüyor… Bazı anneler bu sebeple evde olmayı tercih edebilirler. Ya da çalışacaksam da ne yazık ki hem annelik görevlerimi hem de işimi beraber yürütmek zorunda olduğumu benimsemeliyim.
Kipi: Hazır mesajlardan girmişken konuya bir de klasik masallardaki şiddet öğeleri hakkındaki fikrini soralım. Hansel ile Gretel, Üç Küçük Domuz, Pamuk Prenses vb. Biz bu kitapları elimize aldıkça okumasak mı bu kitapları diye düşünüyoruz. Hansel ile Gretel’de kötü cadı kazanda yanıyor, Üç Küçük Domuz’da kötü kurt domuzların evlerini yıkıyor, sonra sonunda şöminede yanarak mutlu sona ulaşılıyor vs. Bunları çocuklara okumanın zararları yok mu?
Rana: Öğrencilerime baktığımda zaten onların fazlasıyla şiddet gözlemlediklerini görüyorum. Bu demek değildir ki daha da fazla şiddet gösterelim ama bu konuda çok fazla korumanın da iyi olmadığını düşünüyorum ben. Mesela okul yönetiminden Amerika’daki şükran gününü çocuklara anlatmamı istediler. Anlattıktan sonra fark ettim ki yıllardır Amerikalıların çocuklarına anlattıkları şekilde toz pembe anlatmışım. Ama aslında gerçek o değil. Ortada kan var, şiddet var. Eğer sen çocuklara bir şeyin doğrusunu anlatamazsan bir gün gelir utanamazsın yaptığın hareketlerden. Sonra her şey aynen devam eder.
Kipi: Yani aslında o yalanı devam ettirerek kuşaklar boyu aktarılmasında rol oynuyorsun.
Rana: Tabi ki. Mesela ben kötü bir şey yapacağım, ama bunu çocuklarıma anlatamayacağım onlar şiddet duymasın diye. Eğer ki öyleyse bazı şeyleri aktarmanın bence hiç sakıncası yok. Çocuklar aslında bunu duymak istiyorlar çünkü gerçek olduğunu biliyorlar. Çocuklar zaten savaşı biliyorlar, kavgayı biliyorlar, anne-babalarının arasındaki çatışmayı biliyorlar. O yüzden çocukları korumaya çalıştıkça gerçek hayattan kopuyorlar.
Kipi: Aslında asıl söylemek istediğim şey; okul öncesi dönemde bir çocuğa bu tarz mesajların verilmesinin herhangi bir artısı olmayacağı. Bu noktada çocuk kitabı nasıl olmalıdır sorusunu sorabilirim sana sanıyorum. Sence çocuk kitabı nasıl olmalıdır, anlattığı hikaye, çizimleri…
Rana: Klasik masalların ortaya çıktıkları zaman ile şimdiki çocukların yaşadıkları zaman bambaşka. Şimdiki çocuklar her alanda fazlasıyla korunuyorlar. “Aman üşürsün, aman terlersin, fazla koşma, düşersin vs.” Özellikle türk kültüründe çok fazla bu koruma duygusu. Ama o hikayeler belki o zamanı yansıtıyor ve yansıtmalı da. Mesela savaş görmüş bir çocuğa her şeyi tozpembeymiş gibi gösteremezsin. Evet güzellikleri de göstermeliyiz onlara ama bir yandan da “evet şiddet var, evet bir savaş yaşanıyor ama buna rağmen iyi insanlar var, doğru olmalıyız iyi olmalıyız” mesajını verebilmeliyiz.
Bırakın çocuklar kendi kitaplarını seçsinler…
Kipi: Peki kitap okumayan bir çocuğa nasıl kitap okutacağız?
Rana: Benim her yıl kendime koyduğum hedefler oluyor. Bir öğretmen olarak kendimi nasıl geliştirebilirim diye düşünüyorum. Bu yıl ki hedeflerimden bir tanesi çocuklara kitap okuma sevgisini aşılayabilmek. Çok kitap okusunlar değil amacım. Kitap okumayı sevsinler. Ben bu kadar çok kitap okumayı seven, kitapsız bir dünyanın ne kadar dar olacağını düşünen biriyken neden bunu öğrencilerime aşılamayayım diye düşünüyorum.
Olayı kişiselleştirerek çocuklara aktarmaya başladım. “Bu kitap çok güzel bunu mutlaka okuyun” değil, “Bu hafta sonu bir kitap okudum, muhteşemdi” demenin daha etkili olduğunu gördüm. Örnek olmak çok önemli. Çocuğun öğretmenini, annesini, babasını kitap okurken görmesi çok önemli. Mesela ben derslerden önce açıp kitap okuyorum. Çocuklar merak ediyorlar gelip soruyorlar. Üzerinde “Kitap okuyorum, çok eğleniyorum, beni rahatsız etmeyin” yazan bir tane kart kaldırıyorum. Burada “bu çok zevkli ve çok önemli bir şey” imajı veriyorum. Çocukların daha da ilgisini çekiyor.
Bir de anne babalar özellikle yaz döneminde “çocuğuma hangi kitapları almalıyım” diye sorarlar sık sık. Benim onlara verdiğim cevap hep aynı: Çocuğunuzu alın ve bir kitapevine gidin, çocuğunuza yarım saat burada olacağınızı ve istediği kitapları seçmesini söyleyin. Çocuk yarım saat içerisinde bir çok kitabı raftan alır, inceler, bakar bakar ve sonunda kendince kendi ilgisini çeken kitapları seçer. Öbür türlü zevk almadığı bir şeyi çocuğa okutmak dünyanın en sıkıcı şeyi. O yüzden kitap seçmeyi çocuğun tercihine bırakmalısın. Birkaç ay bunu denersin sonra baktın ki çocuk üç ay boyunca hep aynı tür kitapları okuyor, mesela çizgi roman, o noktada dersin ki “Biliyorum bu kitaplardan çok hoşlanıyorsun ama belki biraz farklı tarzlar deneyebilirsin.” Anne babaların ya da öğretmenlerin çocukların hevesini kırmaması gerekiyor. “Çocuğum sadece çizgi roman okuyor” bir şikayet olmamalı. Ondan keyif alıyorsa okumaya devam etmeli; amaç arada başka tarzları da denemesini sağlamak olmalı.
Kipi: Çocuk kitapları okuyor musun?
Rana: Daha çok İngilizce kitaplar okuyorum. Çocuk kitaplarına ilgim öğretmen olmadan önce de vardı. Bununla ilgili aklımda hep şu soru var: İnsan büyüdükçe kitapların içindeki resimler neden azalıyor?
Kipi: En sevdiğin çocuk kitabı hangisi?
Rana: Benim için en özel çocuk kitabı “Küçük Prens”. Hiç bir şey onun yerine geçemez diye düşünüyorum. Küçük Prens’i seven insanlar onu gerçekten kalplerinin içine koydukları için hiçbir kitap onun yerini değiştiremez.
Kipi: Türk yazarlardan takip ettiğin severek okuduğun kimler var?
Rana: Henüz böyle bir isim veremeyeceğim. Daha bu sene yeni yeni Türkçe roman okumaya başladım. Hatta bazen çocuk kitaplarıyla başlasam daha kolay olur gibi geliyor. Hem de böylece öğrencilerim ya da veliler öneri istediklerinde kolay yanıt verebilirim.
Kipi: Çocuk kitapları alanında fantastik öğelere bakışta iki farklı ekol var sanırım. Bir taraf çocuk kitaplarındaki fantastik öğelerin, çocuk psikolojisine olumsuz tesirlerinin olduğunu ve çocuğun içinde bulunduğu gerçeklikten kaçmasına neden olacağını, diğer taraf da bu tür kitapların çocukların düş gücünü zenginleştirmesinin faydalarına değinerek çocukların gerçekleri öğrenebilmeleri için düşsel olana ihtiyaçları olduğunu ve düş gücünden yoksun yetişen çocukların gelişiminin eksik olacağını savunuyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Rana: Bunları yazan yazarlar da bir zaman çocuktular ve böle eserler ortaya çıkardılar, yapmasalar mıydı? Burdan benim tarafım belli oldu. Şimdi karşı tarafın gözünden bakmaya çalışıp bir değerlendireyim. Bazı çocuklar için gerçekten zararı olabilir. Hayal güçleri zarar görmüyor ama tamamen farklı bir dünyanın içine girebiliyorlar. Öğrencilerimde de gözlemleyebiliyorum bunu. Ne zaman bir konu hakkında bir şeyler yazmalarını istesem muhakkak fantastik hikayelerden karakterler oluyor içerisinde. Ben hiçbir şey anlamıyorum çoğu zaman yazdıklarından. Farklı bir terminoloji kullanıyorlar.
Kipi: Ve aslında başkalarının düş gücünü kullanıyorlar.
Rana: O açıdan baktığımız zaman birinci ekoldekilere hak verebilir hale geliyorum. Ama fantastik kitapların zararını görmekten ziyade öğretmene ve anne babaya düşen farklı bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Neymiş bu sorumluluk? Çocuklarının ilgisini köreltmeden farklı türlere yönlendirebilmek.
Burada öğretmenlerin ve ebeveynlerin yapacakları en kötü şey, çocuğun yaptığı şeyleri kötülemek ve çocuğun özgün olmayan fikirlerini abartıyla onaylamak. Bunlar çocuğun yaratıcılığını köreltir ve tekrar ilgi duyması zorlaşır.
Kipi: Gelelim yeni kitaba. İkinci kitap neyle ilgili?
Rana: Yeni kitap çelişkilerle ilgili.
Kipi: Yakında mı?
Rana: Okul tatilde olduğu için hızlı bir sürece gireceğim.
Kipi: Vınnn! ne kadar bir sürede ortaya çıktı?
Rana: Bu kadar kısa bir kitap için şaşırtıcı bir süre olacak belki ama 1,5 yıl sürdü. Daha önce söylediğim gibi önce resimler çıktı. Sonra o resimleri bir kutuya koydum. Sonra o kutu toz tuttu. Sonra o kutuyu aldım, açtım baktım. O kısım biraz uzun sürdü. Sonra onları bir sıraya koydum, hikaye ortaya çıkmaya başladı, yayınevi araştırmalarına girdim. Yayıneviyle anlaştıktan sonra kitabın basılma süreci daha hızlı oldu. Sonraki aiamada her iki haftada bir yayın direktörü ve illüstratörle buluşarak o süreç daha disiplinli ve hızlı geçti.
Kipi: Peki, son olarak,ilk kitabını yazmış ve öncesinde yayınevleriyle hiçbir bağlantın olmamana rağmen yayınlanmasını sağlamış biri, bir başarı hikayesi sahibi olarak, kitap yazmak isteyenlere tavsiyelerin neler olur?
Rana: Bence burada en kötü şey hiç denememek. Aklının köşesinde bile bir fikir varsa denemek çok önemli. En azından dersin ki “Evet, ben peçete kağıtlarını aldım, yazdım, yayınevlerine yolladım ama olmadı.” Bunu diyen insan hiç denememiş insandan daha başarılıdır bence. Benim tavsiyem burada mükemmeliyetçi olmamak ve sadece hiç denememekten korkmak.
Kipi: Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com adına çok teşekkür ederim. Sayende Kipi’nin Blog’u röportajlarına çok keyifle başlamış oldu.
Benim kucucuk, minicik bir yorumum olacak. Rana hanimim duyarliligi, dogalligi,ata dair duruslugu ve gercekciligi gercekten muhtesem. Kendisinden guzel yaratimlarina devam etmesini diliyorum. Umarim kendisi bu yorumu okuma firsati bulur diye umit ederek kisisel bir mesaj iletmek istiyorum; I wish you all the best, I am sure our paths will cross one day!!! OZi