
Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com ikinci röportajını Ekim ayında “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?” isimli yeni kitabı çıkan Sara Şahinkanat’la yaptı. Keyifli bir sohbet tadında geçen röportajda yazarın kitaplarından, çocuk kitabı seçerken önem verilecek noktalara kadar bir çok bilgiyi bulabileceksiniz.
Kipi: Merhaba, Kipitap.com okuyucuları için sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Sara : Tabi, 1966 İstanbul doğumluyum. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunuyum. Sonra da Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce mütercim tercümanlık okudum. Bir süre tercümanlık, dokuz sene kadar reklamcılık sektöründe çalıştım. O dönem yaratıcı beyinlere hep yakındım tabi, bu yüzden belki özenmiş olabilirim bir şeyler üretmeye. Oğlum Tan doğduktan sonra ona kitap okurken benim hayal gücüm de kıpırdandı ve ben de yazmaya başladım.
İlk kitabım Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor geçtiğimiz yıl YKY tarafından yayımlandı. Feridun Oral resimledi. İkinci kitap ise yine Feridun Bey’in resimlediği ama birlikte yazdığımız Maymun Kral. Feridun Bey çok değerli bir sanatçı. Kendisiyle ve YKY ile çalışabilmek benim için çok büyük bir şans oldu.
Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan? yayımlanan üçüncü öyküm. Kır Çiçeği Yayınlarıyla tanışmam da bu kitapla oldu. Ayşe İnan Alican ve Kır Çiçeği Yayınları ile çalışmak da çok zevkli ve doğru oldu benim için. Kır Çiçeği Yayınları’nın editörü Aslı Motchane, illüstratörümüz Ayşe Hanım ve ben çok iyi bir üçlü oluşturduk. Bir senede hazırladık kitabımızı, çok özendik. Üçümüz de aynı şekilde titizlenerek çalıştık. Çocuklara sunacağımız kitabın her açıdan; resimleriyle, boyutuyla, sayfa tasarımlarıyla, baskı kalitesiyle dört dörtlük olmasına uğraştık. Bu konuda Kır Çiçeği Yayınları’na çok şey borçluyuz.
Kipi: Ben ve Kipitap.com ekibindeki tüm arkadaşlarım kitabı çok beğendik.
Peki, bu öykü fikri nereden çıktı?
Sara: Öykü üretmek güzel bir sancı, her yerde düşünüyorsunuz. Yemek yaparken de düşünüyorsunuz, arabanın içinde yolculuk ederken de düşünüyorsunuz, bazen gece uyku tutmayınca düşünüyorsunuz. Bu öyküde tabii ki Kırmızı Başlıklı Kız’dan yola çıktım. Kırmızı Başlıklı Kız çok bilinen bir masal ve beni hep incitmiştir bu masal. Bence öykü yazan ve çizen insanlar kendi içindeki çocuğu kaybetmek istemeyen insanlar. Ben de içimdeki çocuğa tutunuyorum hala. Çünkü hayal etmek, hayal dünyasına geçmek çok hoşuma gidiyor. Hala sihir, büyü içeren fantastik kurgular hoşuma gidiyor. Bazen kendi kendime “Ben küçük bir kızken bu kitaplar olsaydı herhalde tüm gün evden çıkmaz sürekli bunları okurdum” diyorum.
Kırmızı Başlıklı Kız’ı okurken hep içim burkuluyor. Özellikle kurdun karnının yarıldığı bölümde. Çocuk aklımla bile kurdun karnının yarılmasının iyi bir son olduğunu düşünmek beni incitiyordu. Tamam, Kırmızı Başlıklı Kız ile Büyükanne kurtuluyor, tabii ki rahatlıyoruz ama yine de bu şiddet beni rahatsız ediyor.
“Çağımızın problemi kalıplarla düşünmek”
Kipi: Aslında bir sorumuz da Kırmızı Başlıklı Kız’ın verdiği mesajlarla ilgiliydi..
Sara: Kalıplarla düşünmek çağımızın problemi diye düşünüyorum. Kalıplarla düşünmekten kurtulmak lazım. Çocuklara biraz kalıpların dışında düşünebilme izni vermeliyiz. Zaten sosyal yaşam yeterince kural içeriyor. Bazı olayları farklı yönlerden farklı bakış açılarıyla görebilmeliyiz ki hoşgörümüz artsın. Zaten bugün toplumların en büyük sorunu hoşgörüsüzlük değil mi? Oysa kendi gibi olmayanlara hoşgörüyle bakmak sadece empati gerektiriyor. O empatiyi çocuklara vermenin bir yolu da kitaplar. Belki de böyle çıktı kitabın konusu. “Bir yavru kurt olsaydı ne yapardı” sorusuyla çıktı. Tabi ki burada herkesin alacağı mesaj farklı olacaktır. Kimi anne öyküdeki mesajı “çocukları zorluklara hazırlamak” olarak alıyor, kimi “önyargılardan sıyrılmak” olarak alabiliyor ve değişik algılamalar da var tabi. Aslında benim açımdan çıkış noktası kurdun karnının yarılmasına üzülmekti. Çünkü kurt da doğasına aykırı bir şey yapmıyor, insanlar gibi durup dururken öldürmüyor, aç olduğu için, yiyecek bulmak için öldürüyor. İnsanların sebepsiz yere ne kadar vahşileşebileceğini bildiğimiz şu dünyada kurdun kötü ve vahşi olarak algılanması bir miktar haksızlık gibi geliyor bana. Bunlardan yola çıkarak yazdım öyküyü ama tabi çok farklı noktalardan ele alınabilir. Her okuyan farklı bir noktaya takılabilir.
Kipi: Kitaptaki kurt karakteriyle ilgili de bir soru var aslında kafamda. Öyküde kurt hep vejetaryen olarak yansıtılıyor. Aslında kurdu kendi doğasına aykırı bir şekilde yansıtmak çocukların algısı açısından bir sorun oluşturmaz mı?
Sara: Oradaki mesaj “vejetaryen olun” ya da “kurtlar vejetaryendir” değil. Tabi ki burada kurdu fantastik bir kurt olarak düşünmek lazım. Oradaki kurt gerçek bir kurt değil. Zaten Kırmızı Başlıklı Kız’daki kurt da gerçek kurt değildi. Özgün masaldaki bilinçaltı mesajlara pek girmek istemiyorum ama gerçek kurtlar plan yapmaz, kılık değiştirmez zaten. Bizim öykümüzdeki kurdun annesi de mutfakta yemek pişiriyor, önlük takıyor, kitap okuyor, yavru kurt yazı yazabiliyor. Yani bu kurtlar mağaralarda yaşayan vahşi kurt değil. Kurt olmak öyküde sadece bir maske. İmajı haksız ya da abartılı olarak kötülenmiş herkes olabilir o. Mesela “Kayıp Balık Nemo”da da köpek balıkları sonunda vejetaryen oluyorlar ama normalde öyle mi? Ben de burada kurdu bir masal kahramanı olarak düşündüm ve masal kahramanları istediklerini yapabilirler:) Eğer farklı düşüneceksek ayılar da kurtlar kadar vahşileşebilir, hele kutup ayıları. Ama kitaplarla ve oyuncaklarla ayıcıklar sevginin sembolü olmuşlar. Doğayı ve hayvanları sevdirmek adına bu tür kamuflajlara da benim bir itirazım yok. Ayrıca günümüz yaşamında tehlikeler çok farklı. Tehlike vahşi hayvanlardan gelmiyor artık.
Kipi: Öykünüz hangi yaş grubuna hitap ediyor?
Sara: Aslında genel olarak 3 yaş ile 8 yaş arasındaki çocuklara uygun diyebiliriz ama yine de çocuktan çocuğa farklılık gösteriyor. Öyküyü özümseyebilmek için çocuğun Kırmızı Başlıklı Kız masalını biliyor olması gerekiyor. Kırmızı Başlıklı Kız’ı küçük yaştaki çocuğuna okumayı tercih eden bir annenin çocuğu bu öyküyü küçücük yaşında anlayabilir. Kırmızı Başlıklı Kız masalını bilmeyen bir çocuğun kitabı anlaması için annenin masal hakkında ön bilgi vermesi gerekecek sanırım. Aslında yaş aralığı geniş bu yüzden. Yaş, cinsiyet, aile yapısı ve benzeri faktörler çocukların kitapları algılamasında çok büyük rol oynuyor, bu yüzden kitabın yaş aralığını 3’ten 80’e kadar uzatabiliriz:)
Kipi: Biz kitabı çok beğendik, özellikle dildeki şiirsellik çok etkileyiciydi. Yapılan tekrarlar, şiirsel öğeler akılda kalmasını da sağlıyor öykünün, değil mi?
Sara: Kesinlikle. Öyküyü yazarken böyle bir dil kullanmak bilinçli bir tercihti açıkçası. İnsanlar farklı şekillerde öğreniyorlar. Bazı insanlar görerek, bazı insanlar işiterek. Ben işiterek öğrenenlerdenim. Ve kafiye öğrenmeyi kolaylaştırdığı için bana hep cazip geliyor.
Kipi: Şiirsel bi metni okumak biraz da drama yeteneği gerektirmiyor mu?
Sara: Bence öykülerin okunurken her zaman biraz drama içermesi gerekiyor. Hele ki okul öncesi çocuklar için. Yani annelerin babaların ille de tiyatrocu olmaları gerekmiyor ama bir yere kadar öyküye hayat vermeleri gerekiyor. Bizim öykümüze gelince aksine dili okumayı kolaylaştırıcı özellikte. Metnin doğal bir müziği olması hoş oluyor.
Kipi: Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan ve yine Kır Çiçeği Yayınları’ndan çıkan Karda Ayak İzleri, masallardaki kurtları aklamaya yönelik hikayeler. Belki ileride bir gün mesela üvey annelerle ilgili önyargıları yıkmak için bir kitap yazmayı düşünür müsünüz?
Sara: Burada kurt bir simge tabi. Mesele düşüncelerimizdeki önyargıları yıkabilmek. Kalıplardan kurtulmak için gerçekten çaba göstermemiz gerekiyor. Çocukların geleceğini olumsuz etkileyebilecek kalıplardan kaçınmak için küçük yaşta okudukları kitapları araç olarak kullanabiliriz. Onlar kitaplardaki, filimlerdeki rol modellerden çok etkileniyorlar. Bu arada sevgili Kipi bana yeni bir öykü için fikir vermiş oldun. Eğer böyle bir öykü yazabilirsem başında sana mutlaka teşekkür edeceğim
Kipi: Kitaplardaki fantastik öğelerin çocuklar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sara: Bu konu tartışmaya çok açık. Bence kimse doğrusunu bilmiyor. Ama yeni nesil çocuklar çok yüksek algı düzeyine sahip. Onların ufukları bizden daha geniş. Tabi yetişme koşullarının etkisi çok büyük ve çocuğun yapısı da önemli ama genellikle çocuklar gerçekle kurgunun ayırdına varabiliyorlar. Büyüklerin endişeleri gerçekleşmiyor çoğunlukla. Örnek verecek olursam benim oğlum yedi yaşında hem Harry Potter hem de Star Wars filimlerini izlemişti. Ben çok arzu etmediysem de bu sosyal bir zorunluluk olmuştu bizim için. Başlarda bir tedirginlik yaşadıysam da oğlum “Anne neden korkuyorsun ki, bunlar gerçek değil, hepsini bilgisayarla yapıyorlar” diye beni avutmaya çalışmıştı. Kolay olmasa da çocuklarımıza biraz güvenmemiz gerek diye düşünüyorum. Çok fazla korumacı tavır bir noktadan sonra ters tepmeye başlıyor. Belli ön mesajları verirsiniz, hazırlığınızı yaparsınız ondan sonra da gizli bir şekilde kontrol ederek bazı şeyleri çocuğunuzun iradesine bırakırsınız. Ancak yanlış anlaşılmasın, her ebeveyn çocuğunu iyi tanımaya çalışıp sınırlamaları o şekilde yapmalı bence. Çünkü çocuklar birbirinden farklı. Öykümüzde de öyle. Anne Kurt çocuğunu hazırlıyor. “Çıkma ormana!” demiyor. Ama önceden bir hazırlık yapıyor, çeşitli tehlikeler karşısında çocuğunun neler yapacağını ölçüp biçiyor. Burada başarmamız gereken en önemli şey, çocuklarımızın muhakeme yeteneklerini geliştirmek. Bu da soru sormak, cevap vermek ve tabi ki yargılamadan tartışmakla geliştirilebilecek bir şey. Ama bunu ben anne olarak her zaman başarabiliyor muyum diye sorarsanız, samimi olarak “Hayır” diyebilirim.
Kipi: Sizce iyi bir çocuk kitabının özellikleri nelerdir?
Sara: Okul öncesi kitaplarda görselin güzel olması çok önemli. Çocuğun dikkatini çekecek ilk şey kitabın resimleri, renkleri. Kitapta çocuğa verilecek mesajlar sadece metinle verilmiyor, görsel olarak da veriliyor. Görsellikle beraber öykünün kurgusunun iyi olması, yaşına uygun olması, çocuğu heyecanlandırması geliyor. Öykünün dilinin yaşa uygun bir sadelikte olması da önemli diye düşünüyorum. Yazı miktarı da çok olmamalı. Çünkü çocukların dikkat sürelerini göz önünde bulundurmalıyız. Bunun yanı sıra resimler de tekrar tekrar bakılabilecek, bir kere okunduğunda sıkılıp kenara atılmayacak kadar ilgi çekici özellikte olmalı. Hem çizgide hem öyküde her baktığında farklı şeyler bulmalı çocuk. İyi hazırlanmış her kitap çocuğa yeni değerler katabilir. Bence çocuğa sadece kendi ilgi alanlarına göre kitap seçilmemeli, çeşitlilik için biraz çaba gösterilmeli diye düşünüyorum.
Kipi: Siz kitap yazarken genelde hangi duyguları vermeye çalışıyorsunuz?
Sara: Aile ilişkileri benim için çok önemli. Aile birlikteliği için bizde sofra kavramı çok önemli ve fark ediyorum ki bilinçli seçilmemiş de olsa şimdiye kadar öykülerimde bu öğe hep var. Aileye güven, ailenin her zaman çocuğun yanında olacağına dair güven, sorunların aşılabileceğine dair inanç… Bunlar iki öykümde de bulunduğunu sonradan fark ettiğim öğeler. Onun dışında küçük de olsa bir mizah duygusu yaratmaya çalışıyorum. Mizah duygusunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de içimizdeki çocuk hep mutlu bir son istiyor. Ben de öyle.
Kipi: Kitabı yaratma sürecinde çizerle nasıl çalıştınız?
Sara: Kır Çiçeği Yayınları’nın editörü Aslı Hanım bu konuda çok doğru yönlendirdi beni. Önce çok fazla yorum yapmadan verdik öyküyü Ayşe Hanım’a. Çünkü bizim içim önemli olan onun hayalinde nasıl canlandırdığıydı. Çizime başlamadan önce sadece küçük ayrıntıları konuştuk. Yazıların yerleşimi nasıl olacak gibi. Bundan sonra çizerimiz ön bir karakter çalışması yaptı ve eskizler hazırladı. Daha sonra eskizlerin üzerinden editörümüzün bir iki yorumu ile çizimler son halini aldı. Fakat illüstratörümüz Ayşe Hanım o kadar severek, o kadar emek vererek yoğunlaştı ki bu işin üzerine, çizimlerdeki küçük ayrıntılar ve espri içeren öğeler hep bu özeninin sonucunda çıktı ortaya. Kırmızı Başlıklı Kız kuklası, yavru kurdun oyuncakları, kitapların başlıkları. Bence çok profesyoneldi ve harikalar yarattı. Anne kurdun kitap okuması ve entelektüel olması da editörümüz Aslı Hanım’ın istediği bir vurguydu ve iyi düşünülmüş bir ayrıntıydı.
Kipi: Peki çocuğumuz kitap okumayı sevmiyor ise ona kitap sevgisini nasıl aşılayabiliriz?
Sara : Sevmiyorsa kitap okumayı oyun haline getirebilirsiniz. Kitabı düz bir şekilde okumak yerine dramayla canlandırabilirsiniz. Seveceğini düşündüğünüz birkaç kitabı ele alıp evde oyunlaştırmaya çalışabilirsiniz. Evde ucuz malzemelerle çocukla birlikte sevdiği karakterin kostümü hazırlanabilir. Yakınlaştığı karakterlerin öykülerini daha isteyerek okuyacak, okutacaktır. Kitap okumayı törensel hale getirmek de çocuğun bu alışkanlığı kazanmasında çok etkili bir yöntem olabiliyor. Örneğin belli günlerde ve saatlerde babayla, belli günlerde anneyle paylaşılacak eğlenceli bir aktivite haline getirilirse çok etkili olur. Burada yetişkinlerin göstereceği istek ve coşku kilit nokta olacaktır sanırım. Uyaranların aşırı olmadığı bir ortamda okumanın da mutlaka faydası olur. Bir de çocuklara örnek olmak açısından yetişkinlerin de her fırsatta onların yanlarında kitap okumalarını ve zevk aldıkları kitaplar hakkındaki coşkularını paylaşmalarını tavsiye edebilirim.
Kipi: Siz oğlunuz Tan’a kitap okumaya ne zaman başladınız ve Tan’ın şu anda kitaplara olan ilgisi nasıl?
Sara: Şu anda yaşıtı olan erkek çocuklara göre kitaplara olan ilgisi iyi. Ben Tan’a 4 aylıkken kitap okuyordum. Sonradan hareketlenince ilgileri bir süre dağılabiliyor ama sonra ucunu bırakmazsanız tekrar toparlanıyor. O yüzden annelere tavsiyem bebeklikten itibaren, anlamadıklarını düşünseler bile kitap okumaları.
Kipi: Sizin favori çocuk kitaplarınız hangileri?
Sara : Zor bir soru . Kır Çiçeği’nden “Uyuyamıyor musun Küçük Ayı?” ve “Nina’nın Emziği” başta olmak üzere tüm kitapları ve Feridun Oral’ın “Kırmızı Elma”sı, benim en sevdiklerimden. Fakat oğluma geçmiş yıllarda severek okuduğum kitaplar Popcore’dan Tostoraman, Mercer Mayer’in kemirgenler serisi ve özellikle “Ne Kötü bir Rüya”, Sev Yayınlarından “Aydaki Adam”, İş Bankası’nın yayımladığı Cadı Winnie serisi, Fatih Erdoğan’ın “Çocuktum, ufacıktım” serisi ve “Kemancı Ayı”, Ayfer Gürdal Ünal’ın “Vadu Arkadaş Arıyor”u, Aytül Akal’ın “Küçük Kertenkele”si, Aysel Gürmen’in “Ninem” serisi, Behiç Ak’ın “Ben ne zaman doğdum?”u, Can Göknil’in öyküleri… Daha büyük yaş çocuklar için, örneğin oğlum için şu sıralar Tudem, Günışığı ve İletişim Yayınları’ndan çok güzel kitaplar bulabiliyorum. Kim bilir şu an aklıma gelmeyen ya da son zamanlarda kaçırdığım daha neler var neler. Örneğin “Vınnn” kitapçıda yoktu, getirttim. Almamı bekliyor. Bir dahaki röportajımda daha güncel bir liste sunacağıma söz veriyorum.
Kipi: Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Kipitap.com ekibi olarak yeni kitaplarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz.